21 Haziran 2009 Pazar

Çocuğunuzu erken sünnet ettirin

Çocuklarda meydana gelebilecek travmayı önlediği açıklandı.

İleri yaşlarda yapılan sünnetin çocuklarda travmaya yol açabileceğini belirten uzmanlar, ebeveynlere çocuklarını doğar doğmaz sünnet ettirmesini öneriyor. Uzmanlar, doğar doğmaz yapılacak sünnetin yaşanabilecek bir çok olumsuzluğun önüne geçeceğini belirtiyor.

Doç. Dr. Turan Kanmaz, sünnet için en ideal yaş ve yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi. Sünnetin her yaşta yapılabileceğini belirten Kanmaz, 3-6 yaşları arasında yapılan sünnetin çocukta psikolojik travmalara neden olabildiği uyarısında bulnudu. Sünnet için en uygun dönemin 'yeni doğan dönemi' olduğunu aktaran Kanmaz, "2500 gr ağırlığın üzerinde ve ilk 24 saatini doldurmuş yenidoğan bebekler sünnet için en uygun adaylardır. Sünnetin çocuk cerrahları ve ürologlar gibi konusunda uzman kişiler tarafından yapılması ise en sağlıklı ve güvenli yoldur. " diye konuştu.
Sünnetin hastane koşullarında ve hatta ameliyathanelerde yapılaması gerektinin altını çizen Kanmaz, "Halen pek çok sağlık kurumunda lokal ve genel anestezi (hastanın narkozla uyutulması) ile sünnet yapılmaktadır. Ancak son yıllarda 3 ayını geçmiş çocuklarda kullanılacak anestezi şeklinin genel anestezi olması gerektiği konusunda artık bir fikir birliği oluşmuştur. Genel anestezi hem çocuğu ruhsal bakımdan koruyacak hem de iyileşme sürecini kısaltacaktır. Şüphesiz bu konforlu ve daha insancıl bir yaklaşım olmaktadır. Ayrıca günümüzde uygun ortamda, çocuklara özel, ileri teknoloji kullanılarak verilen genel anestezi eski yıllara göre çok daha güvenli hale gelmiştir." şeklinde konuştu.

- "DOĞUŞTAN SÜNNETLİ ÇOCUKLARI İKİNCİ KEZ SÜNNET ETTİRMEYİN!" -

Sünnet sırasında derinin fazla kesilmes, kanama, şekil bozuklukları ve idrar yolunun zarar göremsi gibi kalıcı sakatlıklar ve enfeksiyonların yaşanabileceği uyarısında bulunan Kanmaz, operasyonun konusunda deneyimli kişilerce yapılmasının bu riskleri en aza indireceğini vurguladı. Kanmaz, halk arasında doğuştan sünnetli yada peygamber sünnetli diye adlandırılan çocukların kesinlikle ikinci kez sünnet ettirilmemesi gerektiğini belirtti. Kanmaz şu uyarılarda bulundu: "Halk arasında doğuştan sünnetli ya da peygamber sünnetli olarak bilinen hipospadias durumu varlığında kesinlikle sünnet yaptırılmamalıdır. Bu durumun ameliyatla düzeltilmesi gerekir. Ailede kanama hastalığı olan, düşme ya da diş çekimi sonrası uzun süre kanama öyküsü bulunan, iğne yapıldıktan sonra veya bir darbe sonrası büyük şişlik ve çürükleri oluşan, zaman zaman kendiliğinden diş eti ya da burun kanaması olan çocukların mutlaka kan testleri yapıldıktan sonra sünnet edilmeleri gerekir. Ailede bulunan kronik (müzmin) hastalıklar, önceden geçirilmiş önemli rahatsızlıklar (hastanede yatmayı gerektiren) ve ameliyatlar da girişimi yapacak olan hekim tarafından bilinmelidir. Sorunları olan hastalarda sünnetten önce gerekli önlemler alınarak tehlikeli durumlar oluşmasının önüne geçilebilmektedir."

Antep fıstığı mucizesi



Bilim adamları, 1.5 yıl araştırdı, Antep fıstığının insan sağlığına birçok faydasının olduğunu ortaya çıkardı.

Gaziantep Ticaret Odası ve Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji ve Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyeleri işbirliği ile yapılan çalışma kapsamında, Polis Meslek Yüksek Okulu'nun 33 öğrencisine, 8 hafta boyunca 100 gram kavrulmuş Antep fıstığı verildi.
Çalışma sonucunda, Antep fıstığının kan şekerini yüzde 10 düşürdüğü ve diyabete karşı koruyucu olabileceği, kalbe iyi geldiği ve kilo aldırmadığı da belirtildi.

1.5 yıl süren çalışmanın sonuçlarını Gaziantep Ticaret Odası Meclis Başkanı ve Antep Fıstığı Tanıtım Derneği Başkanı Zeki Yağcı açıkladı.
Zeki Yağcı, son yıllarda Antep fıstığının insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda ciddi çalışmalar yapılmaya başlandığını ifade etti.
Yağcı, "Bilimsel olarak fıstığın faydalarını ortaya koyduk. Çalışma sonucunda, kan şekerini yüzde 10 oranında düşürdüğünü, diyabete karşı koruyucu bir etkisinin olduğu tespit edildi. Kadın ve çocuklar üzerinde önemli bir problem olan Anemi'nin (kansızlık) önlenmesinde çok güzel bir seçim olacağı görüldü." dedi.

Fıstığın, sağlıklı beslenmenin bir parçası olarak tüketilebileceğini aktaran Yağcı, bilinenin aksine Antep fıstığının kilo yapmadığını kaydetti.
100 gramında 560 kalori bulunduğunu dile getiren Yağcı, üstün lezzet ve aroması ile çocukların zeka gelişiminde çok önemli katkıları olan Antep fıstığının sağlıklı beslenmede tüketilebileceğini aktardı.
Yağcı, "Ben buna sıkıştırılmış enerji yiyeceği diyorum. Bundan sonra Antep fıstığının farklı özelliklerini ortaya çıkarmak istiyoruz." ifadelerini kullandı.
Çalışmalarda, Antep fıstığının damar yapısını düzenlediğini ve damar tıkanıklığını engelleyebileceğinin tespit edildiğini vurgulayan Yağcı, "Damarda yüzde 33 genişleme yapabileceği sonucunu bulduk. Bu parametre daha önce diğer kuruyemişlerle yapılan çalışmalara göre çok daha yüksek ve anlamlıdır. Antep fıstığı yüksek oranda doymamış yağ içermektedir. Bu özelliği nedeniyle kötü kolesterol olarak bilinen LDL'yi yüzde 12 oranında düşürdü. Antep fıstığının daha önce hiçbir çalışmada düşüşü gözlenmeyen trigliserid değerlerini düşürdüğünü bulduk." açıklamasını yaptı.

Cihan

Tam buğday ekmeği kanseri önlüyor!


Sağlık Bakanlığı Resmi sitesinde yer alan bilgilendirmeye göre, tam buğday unundan yapılan ekmeğin, bazı kanser türleri, kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların riskini büyük ölçüde ortadan kaldırdığı bildirildi.

Katıksız tam buğday unundan yapılan ekmeğin bir çok hastalığın oluşma riskini azalttığı belirtiliyor. Sağlık Bakanlığı Resmi sitesinde yer alan bilgilendirmeye göre, tam buğday unundan yapılan ekmeğin, bazı kanser türleri, kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların riskini büyük ölçüde ortadan kaldırdığı bildirildi. Ayrıca tam buğday unundan yapılmış ekmeğin, daha fazla tokluk sağladığı, böylece günlük alınan enerji miktarını ve obezite oluşma riskini azalttığı ifade edildi.

-DENGESİZ BESLENME BİLGİ EKSİKLİĞİNDEN KAYNAKLANIYOR-

Bilgilendirmede, Türkiye’de yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı önemli sağlık sorunlarının olduğuna dikkat çekilerek, yetersiz ve dengesiz beslenmenin, bebeklerde ve okul öncesi çocuklarda protein-enerji malnütrisyonu, D vitamini yetersizliği, anemi, zayıflık, şişmanlık, çeşitli vitamin yetersizlikleri, basit guatr ve yaygın diş çürükleri; yetişkinlerde şişmanlık, şeker hastalığı, hipertansiyon ve kalp damar hastalıklarına yol açtığı kaydedildi.

Ayrıca, Türkiye’de yetersiz ve dengesiz beslenmenin ekonomik güçlüklerden daha çok , bilgi eksikliğinden kaynaklandığı belirtilerek, bireylerin beslenme konusunda bilinçlendirilmesinin önemi vurgulandı.

Yorgun gözleri canlandırın!


Kuru, gergin ve yoğun çalışmış gözlerin ferahlaması ve rahatlaması amacı ile kullanılabilen “Visine Yorgun Göz” göz damlası kısa bir süre önce Türkiye’deki eczanelerde yerini aldı.

Gündelik yaşamda bilgisayar karşısında çalışma,uzun süreli okuma ya da araç kullanımı yoğun konsantrasyona ihtiyaç duyulan aktiviteler olması nedeniyle göz kırpma sayımızın normale göre %66’ya kadar azalmasına neden olur. Göz kırpma sayısının azalması , gözyaşının buharlaşmasına ve göz yüzeyinin yeterince nemlenememesine yol açar. Gözün yetersiz nemlenmesi ise özellikle günün ilerleyen saatlerinde göz yorgunluğu olarak tanımlanan batma, ağrı, hafif kızarıklık ve yorgunluk hissine neden olur.

Visine® Yorgun Göz , yorulan gözlerinizin ferahlaması ve rahatlaması için kullanabileceğiniz bir göz damlasıdır.Doğal içeriği sayesinde, gözümüzün ihtiyaç duyduğu nemi sağlayarak göz yorgunluğu belirtilerinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olur ve gün boyu ferahlık ve rahatlama sağlar.

İhtiyaç duyulduğunda günde 3-4 kez 1-2 damla damlatılarak yorulan gözlerin anında rahatlamasını sağlar.

Johnson&Johnson tüm dünyada kişisel bakım, ilaç ve hastane ürünleri alanlarında 750’den fazla ürün çeşidini geliştirerek toplum sağlığına sunuyor. Fortune “En beğenilen şirketler 2009” sıralamasında beşinci olan Johnson&Johnson, aynı zamanda Dünya’nın en itibarlı şirketleri sıralamasında da son dört yıldır üçüncü kez birinci sırada yer aldı. Johnson &Johnson ülkemizde 1985 yılından beri yenilikçi ve güvenilir ürünleriyle hizmet veriyor.

19 Haziran 2009 Cuma

Doğum sonrası kilo vermeye ne zaman başlanmalı?

Doğum sonrası kilo verme hızı ve zamanı gebelik süresince alınan kilo ile ilgilidir.

Gebelik döneminde 9 - 12 kg alarak normal tamamlamış bir anne, ilk altı ayın sonunda dengeli beslenme ve etkin süt verme sonunda normal kilosuna kavuşabilir.

Gebelik döneminde 18 -30 kg gibi aşırı kilo almış annelerin ise normal kilolarına dönmeleri daha uzun zaman alacaktır.
Normal süreçte emzirme dönemiyle birlikte anne kilo kaybetmeye başlar. Sütün veriminin artması için aşırı yağlı ve şekerli yiyen, yanlış beslenen anneler ise tam tersi süt verirken kilo alabiliyor, hatta doğum sonrası kilolarının üzerine çıkan anneler dahi oluyor.
Emzirme döneminde anne her gün yaklaşık 6 - 7 çay bardağı yani 700 ml süt salgılar. Bunun için harcanan kalori ise her gün 500 - 700 kalori civarındadır. Bu kalori kaybı bir saat orta seviyede egzersize eşdeğerdir. Bu sebeple emzirirken dengeli beslenen ve yeterli sıvı alan anne, eğer doğumu normal kilo kazanımıyla bitirdiyse altı ay sonunda doğumda aldığı ve süt üretmek üzere depoladığı fazla kilolardan kurtuluyor.

Düşük kalorili diyet sakıncalı
Hızlı kilo kaybı için yapılan düşük kalorili diyetler annenin süt verimini olumsuz yönde etkiler. Özellikle karbonhidrat ve proteinden fakir beslenme annenin sütünü azaltır. Protein ve kalsiyum açısından zengin süt - yoğurt - peynir - yumurta anne için çok önemlidir. Ayrıca her gün mutlaka et, tavuk veya balıktan birisi tüketilmelidir.
İlk dört ayda aylık yarım - bir kg zayıflama normaldir, ancak anne çok şişmansa ayda 2 kg kayıp da gözlenebilir. Ancak ayda 2 kg üzerinde zayıflamak, emziren anne için sakıncalıdır. Hekim izni olduktan sonra hafif yürüyüşler ve egzersizler kilo vermeyi çabuklaştırır.

Anne sütü
Emzirme ne kadar uzun sürerse bebek ve anne için faydaları da o derece artıyor. Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Pediatri Akedemisi, emzirmeyi mümkün olduğunca uzun tutmayı ve en az bir yıl süreyle devam etmeyi öneriyor.
Emzirmek son derecede sağlıklı ve doğal bir yöntemdir. Doğum şekli normal veya sezaryen; ne olursa olsun, mümkün olduğunca doğumdan hemen sonra emzirmeye başlanmalıdır. Emzirme süreci bebeğe olduğu kadar anneye de faydalıdır.
* Emzirme sürecinde bebekle duygusal ve fiziksel bağ devam eder.
* Süt üretimi için kalori harcanır ve bu enerji harcaması annenin kilo vermesine yardımcı olur.
* Emziren annelerin yumurtalık ve meme kanseri riskinin daha düşük olduğu bilinmektedir.

EMZİRME DÖNEMİNDE AKLINIZDA BULUNSUN!

* Vücudunuz 1 ml süt salınımı için yaklaşık 7 kalori harcar.
* Protein yeterli miktarda alınmalıdır. Özellikle balık haftada en az iki kez tüketilmelidir.
* B12 vitamini süt verimliliği için önemlidir. En iyi kaynağı ise yağsız kırmızı et ve yumurtadır.
* Kalsiyumun yeterli alınması, annenin kemik sağlığı için önemlidir. Kadınlardaki osteoporoz (kemik erimesi) riski unutulmamalıdır.
* Folik asit gebelik döneminde olduğu kadar, emzirme döneminde de önemlidir. Yeşil yapraklı sebzeleri bol yemek gerekir.
* B vitamini tüketimi de yeterli olmalıdır. Bunun için tam buğday, bulgur ve kuru baklagiller tercih edilebilir.
* Magnezyum ve çinko her kadın için yaşamın her döneminde önemlidir. En iyi kaynaklarından biri ise fındık‘tır.
* Kompostolar şekersiz hazırlanabilir. Bunun için meyvelerin doğal şekeri yeterlidir.
* Demir eksikliğiniz varsa, meyve sularına pekmez veya kuru üzüm ekleyebilirsiniz.
* Tatlı yemek isterseniz, gaz yapmayacak şekilde sütlü tatlıları tercih edebilirsiniz.
* Süt protein, karbonhidrat ve kalsiyum açısından ideal dengeye sahiptir ve emzirme döneminde süt tüketmeye özen göstermeniz gerekir. Gaz yaparsa, laktozsuz sütleri tercih edebilirsiniz.
Anne sütü bebek için sindirilmesi en kolay olan besindir

Anne sütü çocuk için en ideal yapıya sahiptir. Bebeğinizi bazı hastalıklar ve enfeksiyonlardan korumaya yardımcıdır. İçerdiği koruyucu maddeler, anne sütünün içeriği bebeğin değişen ihtiyaçlarına göre değişim gösterir. Bebek prematüre doğmuşsa prematüre bebeğin ihtiyaçlarına göre farklılık gösterir. Bebek için sindirilmesi en kolay olan besindir. Bu nedenle bebekler daha sık beslenmek ister ve daha iyi kilo alırlar.

Anne sütü, bebeğin ruhsal gelişimi için de faydalıdır. Hazırlama zahmeti yoktur ve istediğiniz her zaman mevcut, kullanıma hazır, temiz ve uygun sıcaklıktadır. Maliyeti yoktur. Çevre kirliliğine yol açmaz. Emzirilen bebekte karın ağrısı, gaz sancısı ve kabızlık daha az sıklıkta görülür. Temas sürekliliği

'Kara ölüm' kapıda!


Dünya domuz gribinden sonra yeni bir kabusla karşı karşıya...

Dünya domuz gribi salgınıyla başa çıkmaya çalışırken, şimdi de Libya'dan "hıyarcıklı veba" salgını haberi geldi. 1347-1351 yılları arasında dünyada 75 milyon insanı öldüren bu salgın, bu kez Dünya Sağlık Örgütü'nü harekete geçirdi. DSÖ ekibi Libya'da araştırma başlattı.

Libya'da hıyarcıklı veba salgını ortaya çıktığının bildirilmesi üzerine Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) bu ülkeye bir araştırma ekibi gönderdiği bildirildi.

VAKA SAYISI 18

DSÖ yetkilisi John Jabbour, Libyalı yetkililerin Akdeniz kıyısındaki Tobruk kentinde hıyarcıklı veba salgını olduğunu bildirmeleri üzerine bir ekibi bölgeye gönderdiklerini, sayıları 18 dolayında olduğu bildirilen vakaların Libya'da 20 yıldan uzun süredir ilk kez görüldüğünü söyledi.

Trablus yönetiminin DSÖ'den yardım istediğini bildiren Jabbour, orta çağdan beri "kara ölüm" olarak bilinen hastalığın Libya'daki "tam resmini" henüz göremediklerini, Libyalı yetkililerin açıklamasına göre şimdiye kadar biri ölümlü, 18 vakanın görüldüğünü ifade etti.

VÜCUTTA SİYAH YUMRULAR OLUŞUYOR

Vücutta siyah yumrularla kendini belli eden hıyarcıklı veba dünyada yılda 100 ila 200 kişinin ölümüne neden oluyor. Hastalık antibiyotiklerle tedavi edilmezse birkaç günde ölüme neden olabiliyor.

1300'LÜ YILLARDA 75 MİLYON KİŞİ ÖLMÜŞTÜ


Hastalık 1347-1351 yılları arasında dünyada 75 milyon kişinin ölümüne neden olmuş, bu dönemde Avrupa nüfusunun üçte birinden fazlası yok olmuştu.

Hıyarcıklı veba hastalığın ilk kez Asya'da ortaya çıktığı daha sonra Orta Doğu, Afrika ve Avrupa'ya yayıldığı bildiriliyor.

Yeni vakaların çıktığı Tobruk kenti Mısır sınırına 125 kilometre mesafede bulunuyor

Bel ve boyun fıtığı üzerine sorular

Dr. Eser Alptekin boyun ve bel fıtığına dailr soruları yanıtlıyor.

Bel fıtığı ve boyun fıtığı hakkında 03.06.2008 tarihindeki yazıma çok miktarda e-mail geldi. Bunlardan ilginç olan ikisini bu hafta sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlaç yetmez, fizik tedavi de gerekir

Sayın Eser Alptekin,
Cafe Milliyet’teki yazılarınızı takip ediyorum, bir fırsat bulup sorularımı cevaplarsanız çok sevinirim.
Ben 46 yasındayım ve Tayland’da yasıyorum. Şu anda sol elimde serçe parmağımda uyuşma var. Geçen sene ilk başladığında bütün parmaklarda vardı, bu da o zamanlar yaşadığım bir stresten sonra oldu, önemsemedim. Çok bilgisayar kullandığım için olduğunu sandım, ama sonra geçti ve serçe parmağımda hafif bir uyuşukluk kaldı. Bazen hemen hiç hissedilmiyor, bazense artıyor.
Boynumda ağrı yok ama boynum sert, ağrı sırtıma iniyor bazen. Bazen de sırtım tutuluyor, tetik nokta (trigger point) da arada sertleşiyor. Ciddi bir kuvvetsizlik (disability) yok, bazen bileklerimde ağrı oluyor.
Geçen sene bu olay başladığında burada bir hastaneye gittim, MR çekmedikleri için bunu sinir zedelenmesi sandılar.
Daha sonra EMG çekildi ve dirsekte sinir kaybı olduğunu buldular. Ellerimde, parmaklarımda güç kaybı yok, ellerimi parmaklarımı kullanmakta bir sorun yok henüz. Ama bazen ellerime ağrı giriyor .
Geçen günlerde de belimdeki ağrı için Bangkok’taki daha gelişmiş fakat özel bir hastaneye gittim, MR çekildi, bir kısmını size ekte gönderiyorum.
Doktor “spondylosis with myelopathy” teşhisi koydu, anladığım kadarıyla Türkçe’si “kireçlenme ve fıtık”.
Bu doktor ameliyat önerdi, 3 omuru çıkarıp yapay kemik (artificial bone) koyacakmış, titanyumla birleştirecekmiş. “Başka çözümü yok mu, fizyoterapi” diye sorduğumda, “Sizin durumunuzda yok” dedi.
Açıkçası inanmıyorum. Özellikle bu özel hastanedeki bazı doktorlar hastanın daha çok para harcaması ve tabii ki kendilerinin de bundan para kazanması için gereksiz tahliller, işlemler yaptırıp mevcut durumu abartabiliyorlar.
Verdikleri ise sanırım üstünkörü ilaçlar. Çünkü “kullanım için gerektiği zaman’” diye not düşülmüş. İnternetten baktım. Genelde bu tür rahatsızlıklar eğer ameliyat son çare ve gerekiyorsa kireçlenmeyi veya fıtığı temizleyip yine gerekirse disk protezi takıyorlar. Oysa bu doktorun bana önerdiği şey çok afaki (Doktorun milliyeti olmaz ama emanet olunacaksa Türk doktorlarına emanet olmak doğru bir sözmüş).
Bunlara ek olarak, doktor bir de boyunluk (neck brace) verdi, ‘araba kullanırken koruma (protection) için kullan’ dedi, kaza yapsam felç kalırmışım. Ben boyunluğu araba dışında da fırsat bulunca kullanmaya başladım. Sanırım boyunu sabitlemek, bu durumlardaki çözümlerden birisi.

Şu anda boynumda bir ağrı yok, en yakın zamanda da bu doktorun dediğinin aksine iyi bir fizyoterapiste gideceğim. Masajın da bir yararı olur mu bilmiyorum.
Bu konuda bana yol gösterebilirseniz çok müteşekkir kalırım.

Erkan Akaltun
Bangkok, Tayland

Erkan Bey,
Dirsekteki sinir kaybı diye tanımladığınız şikâyet, bir tuzak nöropatisi (ulnar oluk sendromu) olabilir.
Ellerinizde ve parmaklarınızda güç kaybı olması şart değil. Eğer güç kaybı olacaksa zaman içerisinde gelişebilir veya gelişmez. Bangkok’da çekilen MR sonucuna göre size kireçlenme ve fıtık teşhisi konmuş. Bu doktorun ameliyat önerisini kabul etmemenizi doğru buluyorum. Çünkü bu konuda yapılacak olan ameliyatın bilimsel kriterleri oluşması lazım. Bunlarda patolojik refleksler, tedaviye cevap vermeyen güç kayıplarıdır. Yani nörolojik problemlerdir.
Sadece verilen ilaçlarla tedavisi mümkün değil. Alınması gereken birçok tedbir ve devamında çok ciddi bu konuyu bilen fiziksel tıp ve rehabilitasyon alanında uzmanlaşmış bir hekime ihtiyacınız var.
MR’larınızı inceledim. Fakat yine de en doğru olan bunun klinik bir muayene ile değerlendirilmesi...
Ameliyatı reddetme kararınızı doğru buluyorum.
Sağlıklar diliyorum...
İkinci ameliyat riski artırır

Sayın Hocam
Milliyet Gazetesi okuruyum. Köşenizin takipçisiyim. 67 yaşında müzmin bir bel hastasıyım. 25 yıldır bu rahatsızlığı çekiyordum ki 2008’in mart ayında ameliyat olmam gerektiği Yalova Devlet Hastanesi beyin cerrahlarınca önerildi. Hemen Bursa Uludağ Üniversitesi Beyin Cerrahisi Bölümü’ne başvurdum. 18.03.2008 tarihinde bel fıtığından ameliyat oldum. Şunu da hemen belirtmem gerekiyor, bu safhaya gelinceye kadar dört belki beş defa fizik tedavi gördüm. Emekli asker olduğum için bir defasında da Bursa Fizik ve Rehabilitasyon Askeri Hastanesi’nde fizik tedavisi gördüm.
Ameliyat olalı 15 ay oldu. Rahatsızlığım daha da arttı. Şimdi 300 - 400 metrede bir dinlenmem veya çömelip kalkmam gerekiyor. 24 saat ağrıl çekiyorum. Sol ayağımda devamlı uyuşma ve ağrı var. Bilhassa ayaktayken sol kalçam sanki oyuluyor. Bu durum benim sosyal yaşantımı engellediği gibi her an sinirli bir insan durumuna geldim. 03.06.2009 günkü yazınızda olduğu gibi ayak parmaklarımda güç kaybı yok. Parmaklar ve topuk üzerinde yürüyebiliyorum.
Ameliyattan sonra bel filmi çektirdim. Lomber MR filminde bir şey görünmediği çok temiz pırıl pırıl olduğu başka bir beyin cerrahı tarafından ifade edildi. Daha sonra nefelometri testi yaptırdım. Enfeksiyon durumu yoktur, sonuç 3,13 çıktı. Ağrı kesici olarak antienflamatuar kullanmama rağmen hiçbir yararını göremiyorum.
Bana bir yol gösterirseniz size minnettar kalacağım. Saygılarımla.

Yusuf Derdiyok
Yalova

Yusuf Bey,
18.03.2008 tarihinde zaten bel fıtığından ameliyat olmuşsunuz. İkinci bir ameliyata girmeniz riskinizi daha da artıracaktır. “300 - 400 metrede bir dinlenmem ve çömelip kalkmam gerekiyor” diyorsunuz. Bu bizim, tıp dilinde “claudicatio intermittent” diye tanımladığımız kesik topallama şikâyetidir. Bu da sadece bel fıtığını değil bacaklarınızdaki arterleri (temiz kan damarları) veya varsa diyabetinizi ilgilendiren bir durum olabilir.
Bu açıdan da değerlendirilme yapılmasını öneririm. Bahsettiğiniz kadarıyla güç kaybınız fazla yok. Sadece

analitik